İçeriğe atla

kalmak

Vikisözlük sitesinden

Türkçe

[düzenle]

Söyleniş

[düzenle]

Heceleme: kal‧mak

Eylem

[düzenle]

kalmak (üçüncü tekil şahıs geniş zaman çekimi kalır)

  1. olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
    • Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı. - T. Buğra
  2. zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
    • Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı. - O. C. Kaygılı
  3. konaklamak, konmak
    • Limandaki otelde kalıyorum, o bilir.
      — Mehmet EROĞLU, 2020, Yarım Kalan Yürüyüş, s. 24, İletişim Yayınları
  4. oturmak, yaşamak, eğleşmek
    • Tam beş sene benimle beraber kaldı. - S. F. Abasıyanık
  5. eğleşmek
  6. hayatını sürdürmek, yaşamak
    • O aileden bir bu çocuk kaldı.
  7. varlığını korumak, sürdürmek
    • Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı. - A. Ş. Hisar
  8. oyalanmak, vakit geçirmek
    • Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı. - N. Cumalı
  9. (eğitim) sınıf geçememek
    • Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de.
  10. işlemez, yürümez duruma gelmek
    • Araba yarı yolda kaldı.
  11. ileriye atılmak, ertelenmek
    • Mahkeme ayın on sekizine kaldı. - S. F. Abasıyanık
  12. bir şeyle kaplanmak
    • Oda duman içinde kaldı.
  13. bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek
    • Bugün iş maddesinde kaldık.
  14. (hukuk) miras olarak geçmek
    • Moruk öldüğünde yalı kuzenlere yeğenlere kalacak, onlar da paylaşamayıp satacaklar, yerine apartman diktirecekler diye üzülür dururdu annem öteden beri.
      — Pınar KÜR, 1983, 3. baskı, Asılacak Kadın, s. 99, Yazarlar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi
  15. yapmamak
    • Misafir geldi, gezmeden kaldık.
  16. belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
    • Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına. - H. Taner
  17. yetinmek
    • Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı.
  18. sınırlanmak
    • Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı. - Atatürk
  19. herhangi bir durumu sürdürmek
  20. olmak, herhangi bir durumda bulunmak
    • Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık. - F. R. Atay
  21. (yapı bilgisi) kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • Ona utanmadan iftira eden o adama elinde delil olmamasından dolayı bakakalmıştı.
    • Patlamayı duyanlar korkudan donakalmıştı.
    • Yapabileceğini aklıma getiremediğim o cambazlıklarını görünce şaşakalmıştım.
Deyimler
[düzenle]

abazan kalmak, aç kalmak, ağzı bir karış açık kalmak, antant kalmak, altında kalmak, arada kalmak, askıda kalmak, ayaklar altında kalmak, baki kalmak, berabere kalmak, bir don bir gömlek kalmak, çakılıp kalmak, donup kalmak, şaşırıp kalmak, yaralı kalmak, geri kalmış, kala kala, kaldı ki

Türetilmiş kavramlar
[düzenle]
Çekimleme
[düzenle]
kalmak eyleminin çekimi
olumlu çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit kaldım kaldın kaldı kaldık kaldınız kaldılar
hikâye kaldıydım kaldıydın kaldıydı kaldıydık kaldıydınız kaldıydılar
rivayet
şart kaldıysam kaldıysan kaldıysa kaldıysak kaldıysanız kaldıysalar
kaldılarsa
belirsiz geçmiş basit kalmışım kalmışsın kalmış kalmışız kalmışsınız kalmışlar
hikâye kalmıştım kalmıştın kalmıştı kalmıştık kalmıştınız kalmıştılar
rivayet kalmışmışım kalmışmışsın kalmışmış kalmışmışız kalmışmışsınız kalmışmışlar
şart kalmışsam kalmışsan kalmışsa kalmışsak kalmışsanız kalmışsalar
kalmışlarsa
geniş basit kalırım kalırsın kalır kalırız kalırsınız kalırlar
hikâye kalırdım kalırdın kalırdı kalırdık kalırdınız kalırdılar
rivayet kalırmışım kalırmışsın kalırmış kalırmışız kalırmışsınız kalırmışlar
şart kalırsam kalırsan kalırsa kalırsak kalırsanız kalırsalar
kalırlarsa
şimdiki basit kalıyorum kalıyorsun kalıyor kalıyoruz kalıyorsunuz kalıyorlar
hikâye kalıyordum kalıyordun kalıyordu kalıyorduk kalıyordunuz kalıyordular
rivayet kalıyormuşum kalıyormuşsun kalıyormuş kalıyormuşuz kalıyormuşsunuz kalıyormuşlar
şart kalıyorsam kalıyorsan kalıyorsa kalıyorsak kalıyorsanız kalıyorsalar
kalıyorlarsa
gelecek basit kalacağım kalacaksın kalacak kalacağız kalacaksınız kalacaklar
hikâye kalacaktım kalacaktın kalacaktı kalacaktık kalacaktınız kalacaktılar
rivayet kalacakmışım kalacakmışsın kalacakmış kalacakmışız kalacakmışsınız kalacakmışlar
şart kalacaksam kalacaksan kalacaksa kalacaksak kalacaksanız kalacaksalar
kalacaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit kalayım kalasın kala kalalım kalasınız kalalar
hikâye kalaydım kalaydın kalaydı kalaydık kalaydınız kalaydılar
rivayet kalaymışım kalaymışsın kalaymış kalaymışız kalaymışsınız kalaymışlar
şart
şart basit kalsam kalsan kalsa kalsak kalsanız kalsalar
hikâye kalsaydım kalsaydın kalsaydı kalsaydık kalsaydınız kalsaydılar
rivayet kalsaymışım kalsaymışsın kalsaymış kalsaymışız kalsaymışsınız kalsaymışlar
şart
gereklilik basit kalmalıyım kalmalısın kalmalı kalmalıyız kalmalısınız kalmalılar
hikâye kalmalıydım kalmalıydın kalmalıydı kalmalıydık kalmalıydınız kalmalıydılar
rivayet kalmalıymışım kalmalıymışsın kalmalıymış kalmalıymışız kalmalıymışsınız kalmalıymışlar
şart kalmalıysam kalmalıysan kalmalıysa kalmalıysak kalmalıysanız kalmalıysalar
kalmalılarsa
emir basit kal kalsın kalın
kalınız
kalsınlar
hikâye
rivayet
şart
olumsuz çekimler
tekil çoğul
ben sen o biz siz onlar
bildirme (haber)
kipleri
belirli geçmiş basit kalmadım kalmadın kalmadı kalmadık kalmadınız kalmadılar
hikâye kalmadıydım kalmadıydın kalmadıydı kalmadıydık kalmadıydınız kalmadıydılar
rivayet
şart kalmadıysam kalmadıysan kalmadıysa kalmadıysak kalmadıysanız kalmadıysalar
kalmadılarsa
belirsiz geçmiş basit kalmamışım kalmamışsın kalmamış kalmamışız kalmamışsınız kalmamışlar
hikâye kalmamıştım kalmamıştın kalmamıştı kalmamıştık kalmamıştınız kalmamıştılar
rivayet kalmamışmışım kalmamışmışsın kalmamışmış kalmamışmışız kalmamışmışsınız kalmamışmışlar
şart kalmamışsam kalmamışsan kalmamışsa kalmamışsak kalmamışsanız kalmamışsalar
kalmamışlarsa
geniş basit kalmam kalmazsın kalmaz kalmayız kalmazsınız kalmazlar
hikâye kalmazdım kalmazdın kalmazdı kalmazdık kalmazdınız kalmazdılar
rivayet kalmazmışım kalmazmışsın kalmazmış kalmazmışız kalmazmışsınız kalmazmışlar
şart kalmazsam kalmazsan kalmazsa kalmazsak kalmazsanız kalmazsalar
kalmazlarsa
şimdiki basit kalmıyorum kalmıyorsun kalmıyor kalmıyoruz kalmıyorsunuz kalmıyorlar
hikâye kalmıyordum kalmıyordun kalmıyordu kalmıyorduk kalmıyordunuz kalmıyordular
rivayet kalmıyormuşum kalmıyormuşsun kalmıyormuş kalmıyormuşuz kalmıyormuşsunuz kalmıyormuşlar
şart kalmıyorsam kalmıyorsan kalmıyorsa kalmıyorsak kalmıyorsanız kalmıyorsalar
kalmıyorlarsa
gelecek basit kalmayacağım kalmayacaksın kalmayacak kalmayacağız kalmayacaksınız kalmayacaklar
hikâye kalmayacaktım kalmayacaktın kalmayacaktı kalmayacaktık kalmayacaktınız kalmayacaktılar
rivayet kalmayacakmışım kalmayacakmışsın kalmayacakmış kalmayacakmışız kalmayacakmışsınız kalmayacakmışlar
şart kalmayacaksam kalmayacaksan kalmayacaksa kalmayacaksak kalmayacaksanız kalmayacaksalar
kalmayacaklarsa
dilek (tasarlama)
kipleri
istek basit kalmayayım kalmayasın kalmaya kalmayalım kalmayasınız kalmayalar
hikâye kalmayaydım kalmayaydın kalmayaydı kalmayaydık kalmayaydınız kalmayaydılar
rivayet kalmayaymışım kalmayaymışsın kalmayaymış kalmayaymışız kalmayaymışsınız kalmayaymışlar
şart
şart basit kalmasam kalmasan kalmasa kalmasak kalmasanız kalmasalar
hikâye kalmasaydım kalmasaydın kalmasaydı kalmasaydık kalmasaydınız kalmasaydılar
rivayet kalmasaymışım kalmasaymışsın kalmasaymış kalmasaymışız kalmasaymışsınız kalmasaymışlar
şart
gereklilik basit kalmamalıyım kalmamalısın kalmamalı kalmamalıyız kalmamalısınız kalmamalılar
hikâye kalmamalıydım kalmamalıydın kalmamalıydı kalmamalıydık kalmamalıydınız kalmamalıydılar
rivayet kalmamalıymışım kalmamalıymışsın kalmamalıymış kalmamalıymışız kalmamalıymışsınız kalmamalıymışlar
şart kalmamalıysam kalmamalıysan kalmamalıysa kalmamalıysak kalmamalıysanız kalmamalıysalar
kalmamalılarsa
emir basit kalma kalmasın kalmayın
kalmayınız
kalmasınlar
hikâye
rivayet
şart

Çeviriler

[düzenle]

çeviriler

Kaynakça

[düzenle]

Çağatayca

[düzenle]

Eylem

[düzenle]
  1. çin

Eş anlamlılar

[düzenle]