MERHAMET

Tek kişilik bir hastane odasında kocası serumlara bağlı uyurken camdan dışarıyı seyrediyordu, Çok üzüntülü ve düşünceliydi. Ellerini oğuşturup duruyordu devamlı, ne olacaktı şimdi... Yoğun bakımda geçen 7 günün ardından ilerde olacakların farkında değildi.

Oysa daha geçen hafta avukata gitmişti ondan boşanmak için, bu kez kararlıydı. Ta ki o gün gelene kadar..

Şehrin sayılı esnaflarından ve etrafında çok sevilen biriydi kocası. İki çocukları vardı pırıl pırıl ama çocuklar bile bu evliliği kurtaramazdı son yaşadığı şiddetten sonra. Zaten sürekli şiddet görüyordu kadın ama belli etmiyordu kimseye. o canından çok sevdiği, deliler gibi aşık olduğu adam evlenince canavarlaşmıştı. İki ruhlu bir adamdı, sevdiği kadına taparcasına sevgisini belli ediyor, ama sonra ufacık bir hatada kadına bağırıp çağırıyor ve dövüyordu. Sonra pişman olup özürler diliyordu. Adam anne bağımlısı biriydi. Şiddete meyilli ruh hastası olduğunu çok sonradan öğrendi kadın.  Eve geldiğinde karısından çok annesiyle konuşurdu, kadın evde sanki bir hizmetçiydi. 

İlk zamanlar anlamlandıramıyordu kadın sevdiği adamı, balayında bile ona elini kaldırmıştı. Kadın regl olmuş ve ağrısı var, huzursuz. Otel odasında yatakta kıvranıp duruyordu. Kocası kapıyı açtı, içeri girdi. 

" neden yemeğe inmedin" diye söylendi.

kadın " çok ağrım var bana bir ağrı kesici bulur musun lütfen" dedi. Adam bağırmaya başladı, "bula bula balayını mı buldu ağrıların" " ne kadar güçsüzsün, kadın ol" gibi saçma sapan laflar etmeye başladı, Kadın hem ağlıyor hem kendini savunmaya çalışıyordu. Ne gereksiz bir tartışma diye düşünüyordu. Kocası onu iyileştireceğine daha beter yoruyordu. Birden suratına inen tokatla beyninde o filmlerde gördüğü şimşek çaktı gibi hissetti. İnanamıyordu..

Odadan kaçar gibi koştu ve sahile indi kadın, ağlaya ağlaya gözleri şişmişti. O an karar verdi boşanacağım diye...

Bir evlilik balayında böyle olursa sonrası nasıl olur diye düşündü.. Balayı kadın için dönüm noktasıydı.

Ama öyle olmadı..

Boşanamadı...

Ha bu gün değişir ha yarın değişir diye akıl verenler çok olduğu için kadın bunu gerçekleştiremedi. 14 yıl boyunca onu bir kaç kez terk etti , bu kez çocuklarıyla tehdit etti adam. Şiddet hala devam ediyordu

O gün.... 

Ev telefonu acı acı çaldı, saat 21.00 olmuştu ve kocası hala gelmemişti, arayan odur diye tahmin etti ama değildi..

Arayan dükkandaki tezgahtar kızdı. Kocası işyerinde beyin felci geçirmiş ve hemen oradaki özel bir hastaneye kaldırmışlardı. Apar topar çocukları alt komşuya bırakıp hastaneye gitti.

Kocası kendini döver gibi bağırıyor, "ben konuşuyorum ben konuşuyorum" diyordu sürekli. o koskoca boylu postlu adam yerlere atıyordu kendini, sağ tarafına hükmedemiyordu. Doktorlar MR tahlil derken adamın İstanbul' da ki bir hastaneye sevkine karar verdiler. Sabah olmadan ambulansa aldılar adamı.

Kadın akrabalarıyla taksiye binip peşinden gitti. Onlardan önce hastaneye vardılar ve kadın o ambulans sesini hayatının sonuna kadar unutamadı. 

Sedye ambulanstan indirilirken  kadın şoktaydı, neler oluyor böyle diye düşünüyordu ama sessiz, hiç konuşmuyordu. Kocasını öyle gördü boylu boyunca uzanmış, yüzünün sağ kısmı kaymış bir şekilde ona gülümsüyordu. Birden olayın farkına vardı kadın, çok üzülmüştü onu öyle görünce, halbuki boşanacaktı ondan ..ama olmadı... merhameti ağır gelmişti. Ne de olsa çocuklarının babasıydı..

12 yıl hastanelere geçti sürekli, bir ev bir hastane derken inanılmaz yorucu yıllar geçirmişti kadın. Adam hasta olduktan sonra daha beter olmuştu. O halinle bile ona bıçak sallıyordu, kızları korkutuyordu. Kadın çocukların eğitimine mi koşsun, kocasına mı baksın, dükkanla mı ilgilensin karmaşasında 12 yılı bitirmişti ve o gün gelmişti.. Ondan boşansa çoktan boşanırdı diye düşündü ama yaşadığı o son olay artık kadını bezdirmişti . Kadın evde yokken kocası kızını dövmüştü, Kızı annesini arayıp yardım istedi

Eve geldiğinde kızının yüzünde kollarında morluklar vardı. Bir annenin evladını koruma içgüdüsüyle feryat etti, devleşti.. Çocuklar onun kırmızı noktasıydı . O hırsla adamı evden kovdu.. Son sözüydü.." DEFOL GİT! "



İSTANBUL'UN RUHU VE KALBİNİN SİMGESİ TERSANE İSTANBUL

 

Image









Image


600 yıl sonra yeniden hayata geçirilen bir mirasın öyküsü bu.  Eski adıyla Tersane-i  Amire, Yeni adıyla Tersane İstanbul.

 İstanbul'un kalbi ve ruhu olarak adlandırdığımız Haliç'in yaklaşık 2 km lik kuzey sahil şeridinde, 3 yüzyıldır var olan bir alanda yepyeni ama tarihi dokusunu bozmadan, o eski İstanbul'un kültürel mirasının vizyonlaşmış halini gördünüz mü..?

Geçenlerde kızımla birlikte, yağmurlu bir günde burayı ziyaret ettik. Gezdikçe büyülendim adeta. Giriş kısmında bulunan yaşam alanları, evler son derece modern, bir o kadar da nostaljik bir hava veriyordu.




Image



Tarihçesini biraz araştırıp merak edenler için özetledim.

 İstanbul'un en geniş miras alanı Tersane-i Amire, Osmanlıların denizcilik alanında devrimler ve icatlar yarattığı tarihe tanıklık etmiş bir dönemin eseridir. M.Ö 7. Yüzyılda Bizans ve Konstantinopolis liman kenti tarihine hizmet eden Tersane, 1453 yılında Fetih'le beraber başkent olan İstanbul'un ticaret merkezi olmuştur. Dünyanın dört bir yanından gelen tüccarların tercih ettiği kozmopolit bir ticaret merkezi olmuş yıllarca. Stratejik bir konumda olması, bir çok ticarethanelerin ve depo alanlarının, gemi tamiri, yapımı gibi işlevlerinden dolayı zamanla burası İstanbul'un ve daha sonra dünyanın en önemli ana sanayi bölgelerinden biri olmuştur. 

Doğal bir liman olarak adlandırabileceğimiz Haliç'de konumlandırılmış Tersane-i Amire, eski İstanbul'un tarihi yarımadasında bulunduğu konum ve liman ticaretiyle başlayıp daha sonraları çok amaçlı bir kompleks alanına dönüşmüştür. Osmanlı'nın en çok önem verdiği, denizlerdeki gücünü gösterdiği, ana sanayi bölgesi burasıydı. Osmanlı padişahları burayı sürekli geliştirdiler ve 16. 17. yüzyılda Akdeniz'in en büyük gemi yapım merkezi yaptılar. Deniz mühendisliğinde çığır açılmış, öncü buluşlar ve yaratıcılık zirveye çıkmış. Kızaklar, torpido fabrikaları, pervane dökümhanesi, hastane, hamam ve okul gibi kompleks bir sanayi bölgesi yüzyıllarca İstanbul'un endüstri piyasasını başarıyla taşıdı. 1918 yılında İstanbul'un işgalinden sonra tersane Gölcük'e taşındı. 1941'de Boğazlar Sözleşmesiyle tekrar Haliç'e döndü. Bu tarihten sonra yani Cumhuriyet döneminde daha çok gemilerin rutin bakım ve onarımı için kullanıldı. 

1995 yılında endüstriyel yapıların yeniden yapılandırılması ve işletilmesi adına Tersane-i Amire sit alan olarak ilan edildi. Bu kapsamda 2010 yılında Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından projelendirilip, 2019'da o zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından temeli atıldı. 

2013 yılında yap işlet devret ihale yöntemiyle 49 yıllığına Tersane İstanbul'un yönetim kurulu başkanı Fettah Tamince'ye verildi. İstanbul'un kültürel ve tarihi dokusunu bozmadan, yüzyıllarca etrafındaki o yüksek duvarlardan kurtarılıp, Haliç'in muhteşem manzarasında Ayasofya'dan Balat'a, Süleymaniye'den Fatih Camisine, Fener Rum Patrikhanesinden Demir Kiliseye bakan bambaşka bir vizyona sokuldu. 

Haliç!in kuzeyinde 1.8 km'lik sahil şeridiyle, 27 tane tarihi yapısıyla, konaklama, yerleşim, sanat ve kültür aktivitelerinin sağlanacağı alanlar, binalar, gastronomi ve alışveriş için en ünlü restoranlar, mağazalar, büyük bir AVM, çocuklar için tiyatrolar, oyun alanları, şimdilik 4 müze, eğlence mekanları ve sahil şeridinde doyasıya manzarayla, geçen gemileri izleyip, karşıdan Galata'ya selam veriyorsunuz. 

Ayrıca 5700 araç kapasiteli oto parkıyla park sorunu yaşamıyorsunuz. Turistler için de İstanbul'un göbeğinde böyle muhteşem bir yerde, lüks otellerde konaklamak İstanbul'un vizyonuna değer katıyor.

Türkiye'nin en büyük sanayi ve kültürel miras alanı Tersane-i Amire, İstanbul'un en güzel yerinde, muhteşem bir değişimle Türk Halkına kazandırılmıştır. Tarihe tanıklık etmiş Haliç'in muhteşem siluetine bakan yeni bir pencereden, geçmişle geleceği sentezleyip, yeni bir kent kültürünü burada hissedebilirsiniz. Bu tam olarak verilmiş diyebilirim. Her detayı özenle düşünülmüş bir mimarlık abidesi olmuş. Tek kelimeyle bayıldım.

İstanbul'da gidilecek yerler arasında en başı çeken bir lokasyon olarak görüyor ve sizlere de tavsiye ediyorum. Herkese Sevgiler, Selamlar.

                                                                                                         Dilek Toksoy


Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image



Seferihisar'ın Turuncu Şenliği Mandalina Festivali

Merhabalar, sizlere Mandalinanın başkenti Seferihisar'dan sesleniyorum. Buralarda son günlerde mis gibi mandalina kokusu esiyor, her yer mandalina kokuyor, her yer turuncuydu, o kadar güzel ki..


Image








Image




 Seferihisar Belediyesinin katkılarıyla düzenlenen 25. Seferihisar Mandalina Şenliği her zamanki gibi çok eğlenceli ve güzel geçti. Mandalina üreticilerinin emeğini, bereketini,  ve sürdürebilirliğinin öneminin yansıtıldığı festivale Seferihisarlılar büyük bir ilgi gösterdi, çevre illerden gelen turlar dolusu insanlar Seferihisar’ın keyfini doyasıya çıkardılar. Dolayısıyla oteller, mekanlar çok iyi iş çıkardı bugün. Birlikte dayanışma, destek verme adına çok renkli bir gün geçirdik. 


Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin açılışı İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve protokol ile kortej yürüyüşüyle başlattı. Arkalarındaki insan seliyle konfeti yağmurunda  festival alanına yürüdüler. Festival konuşmasında İsmail Yetişkin kendisinin de bir çiftçi çocuğu olduğunu ve bu toprakların emeğini, kültürünü çok iyi bildiğini, Seferihisar'ın değerlerinin her zaman yaşatılacağının ve daha ileriye götürüleceğinin sözünü verdi. Üreticinin emeğinin karşılığını bulamadığını, fiyatların maliyeti karşılamadığını belirterek, devletin ve tüm yetkili kurumların mandalina üreticileri için acil önlemler alması gerektiğini söyledi. "Üreticinin alın teri, bu memleketin geleceğidir. Bizler bu geleceğe sahip çıkmak zorundayız. "Dayanışmayla güçleneceğiz, toprağımıza sahip çıkacağız, üretime devam edeceğiz ve yarınlarımıza umutla yürüyeceğiz." diyerek konuşmasını tamamladı. 

Dr. Cemil Tugay konuşmasında ; "Bu mücadeleyi birlikte yapacağız, sokakları mis gibi mandalina kokan bu şehirde , burada olan ve olmayan herkese sesleniyorum; büyük milletimizin herhangi bir yanlış önünde diz çökeceğini düşünenler varsa, boşuna hayal kuruyorlar. Bizler hiç bir yanlışın önünde diz çökmeyeceğiz. Bütün sorunlarımızı ve sıkıntılarımızı çalışarak, birbirimize sahip çıkarak çözeceğiz. Bu işin mücadelesini yapan herkes burada. Bu büyük mücadele grubuna hepinizi katılmaya davet ediyorum." dedi. 


Sunuculuğunu  Mehmet Necati Şentürk'ün yaptığı şenlikte sahne hiç boş kalmadı, Seferihisar'ın yetiştirdiği müzisyenler, dansçılar ve en dikkat çeken Seferi Çınar Yaş Alma Merkezinin sunduğu halk oyunları dans gösterisi büyük ilgi gördü. En iyi mandalinalı yemek, En iyi mandalinalı tatlı, Seferihisar'ın kral ve kraliçe  yarışması, En iyi mandalina yetiştiricisi, En iyi hediyelik eşya üreticisi, Rebeteos dans gösterisi , Orhanlı Köyü Doğa ve Gençlik Spor Kulübü Ekibi Gösterisi, Chaos Famos konseri, Neşeli Bale ve Dans Akademisinin gösterileri ilgiyle izlendi. En son Duygu Yaparsoy konseri ve Haluk Levent konseri muhteşemdi. Haluk Levent İzmir'i İzmir'de Haluk Levent'i çok seviyor. 

Festival alanı ve sokaklar aşırı kalabalıktı, mandalina üreticileri satamadıkları mandalinaların hiç olmazsa bir kısmını satmış oldular. Bir hayli stand vardı ve hepsi birbirinden güzel el emeği doğal ürünlerle doluydu. Fakat mandalina üreticileri hala mandalinalarını ağaçlarda bekletiyorlar, çünkü bu yıl alıcı çok az para veriyor diye satamıyorlar. Bu güzelim mandalinaların çürümesine göz yumulamaz. Burada emek var toprağın bereketi var ve bir takım insanlar üreticileri zor durumda bırakmamalıdır. Lütfen buna bir çözüm bulunsun, devlet yetkilileri acilen çözüm üretsinler. Çünkü mandalinalar fazla beklemeye gelmez, çürürler. Mandalina üreticileri çok endişeli gerçekten hepsiyle konuştum ve emekleri ziyan olmasın diliyorum. 

Gelelim Seferihisar Mandalinasının neden bu kadar ünlü, neden bu kadar lezzetli olduğuna. Hemen kısaca açıklayayım ; Seferihisar Mandalinası ince ve pürüzsüz bir kabuk ve ince dilim zarına sahip olması,  Satsuma mandarinine özgü basıklığı göstermesi ile tat ve aromasının güzelliğidir. Ne çok tatlı ne çok ekşi.. Kuzeyi kapalı, güneyi açık, nem birikimi sağlayan söz konusu bölgede Satsuma mandalina türünün kabuğu daha ince olmakta ve meyve şekli yassılaşmaktadır. Ege’nin diğer yörelerinde yetişen mandalinalardan farklı kılan özelliği Seferihisar Mandalinasının rengi ağaçtayken sararır ve iklim, toprak koşulları nedeniyle doğal rengi sarı olan ürüne sarartma uygulanmamasıdır. Dolayısıyla mandalina sarartma işlemi uygulanmadan , doğal haliyle yiyebileceğimiz mandalinalar coğrafi işaretli ürünler listesinde yer almaktadır.

Benim evimin olduğu bölgede yüzlerce mandalina ağacı var ve daha kabukları yeşilken koparıp yemek, o kokuyu hissetmek haz verici.
"Seferihisar’a Mandalina Fidanları 1953 yılında 600 adet Satsuma mandalinası dikilmesiyle başlamıştır. Seferihisar’da diğer yörelere nazaran kıyıdan uzaklaşıldığında yükselti hızla artmadığından mandalina yetiştiriciliğine yönelik daha geniş bir alan bulunur ve denize nispeten uzak bu alanlarda tuzluluk sorunu yaşanmaz. Topraktaki tuzluluk, mandalinada kaliteyi düşürür, bu sorun Seferihisar’daki mandalina bahçelerinde yaşanmaz. “Geğis” adı verilen ve denizden aldığı tuzlu nemi bahçelere taşıyan rüzgar mandalina ağaçlarında tuz yanıklarına sebep olurken, denize uzak bahçeleri çoğunlukta olan Seferihisar’da bu sorun asgari düzeydedir."
Bu bilgiler için @seferikeci ye teşekkürler 🙏

Bir de Seferihisar'ın hayvan dostu çok akıllı bir Ferdi'si var, onunla tanıştım. Ferdi evinin önünde tezgah kurup mandalina satıyor ve bu işi sadece sokak hayvanlarına mama alabilmek için yapıyor. Bu yaşta bu kadar duyarlı olduğu için, merhametli olduğu için, geleceğin başarılı girişimcisi Ferdi'yi tebrik ediyorum. Etrafındakilere de bulaşsın çocuğum. 




Image








Image


Şu an tezgahlarda kilosu 25 ile 30 tl arasında satılan mandalinanın bereketli olması ve yerlerde çürümeden sofralarımıza gelmesini umut ediyoruz. Bereketli topraklarımızda tarımı bitirmelerine izin vermeyelim.

                                       Sevgiyle kalın, mandalina kokulu Seferihisar'dan selamlar olsun. 

                                                                                              Dilek Toksoy