Kayıtlar

YKY etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ROY JACOBSEN - Yalnız Bir Anne

Resim
Roy Jacobsen'in Görülmeyenler , Beyaz Deniz ve Rigel'ın Gözleri olarak devam eden kitapları meğerse dörtlemeymiş, sonuncu kitapta Yalnız Bir Anne... görür görmez aldım okuyup bitirdikten sonra da Jacobsen'i kaybettiğimize bir kez daha üzüldüm Ingrid'in serisine devam edemeyecek olması, başka başka kitaplar yazamayacak olması çok üzücü... Bir önceki romanda Ingrid kızının babasını arayıp sonuç alamasa da Barrøy Adası onu bekliyor, dönüp dolaşıp adasına dönüyor... bu romanda aradan beş yıl geçmiş hala savaşın izleri hissediliyor, yoksulluk ve güç koşullar devam ediyor ama Ingrid adasında kızı, halası, kuzenleri, onların eşleri ve çocukları ile yaşamaya devam ediyor... ailenin direği konumunda, yine balıkçılık ile geçiniyorlar, biraz ekim yapıyorlar koyun besliyorlar ve hayat devam ediyor... Bu roman bana ilk kitap Görülmeyenler'in tadını verdi çok çok sevdim, elinizden bırakamadan okuyacağınız bir roman ama ben bitmesin diye azar azar okudum:) kaçırmayın okuyun...

JAVIER MARÍAS - Berta Isla

Resim
J. Marías Yarinki Yüzün serisini 2002-2007 arasında yazmış, Berta Isla'yı ise 2017'de, sanki devamı gibi gözükse de üçleme de Berta Isla da hemen hemen aynı dönemi ve savaş sonrası İngiliz gizli servisleriyle ilintili bir hikaye anlatıyor... Üçlemede Jamie Deza insanların davranışları yorumluyor hangi yönde hareket edeceklerini öngörüyordu, Berta Isla'da ise Tomás Nevinson; adı sanı, nereye bağlı olduğu, ne yaptığı bilinmeyen bir İngiliz gizli servisinde (amiri yine Tupra) bilfiil çalışıyor... bu casusluk faaliyetine seçilmesinin sebebi olağanüstü dil yeteneği oluyor, hem bir çok dili konuşabiliyor, hem de her türlü lehçeyi/aksanı kusursuz taklit edebiliyor... Romanın büyük bölümü Nevinson'un karısı Berta Isla'nın ağzından anlatılıyor, bir kısmını da Tomás anlatıyor... Tomás Nevinson kendi isteğiyle gizli servise girmiyor, başına gelen büyük bir olayla mecburen bu faaliyete dahil oluyor, karısı da dahil hiç kimseye bir şey anlatamıyor ikili garip bir hayatı sürd...

PETER ACKROYD - Cinayet Sanatı

Resim
Peter Ackroyd'dan ikinci okumam her seferinde beni afallatıyor, ne diyeceğimi bilemiyorum... bu seferki polisiye olduğu ve yazarın tarzını da bildiğim için daha rahat okudum ama yine de çok değişik bir romandı... seri cinayetler, kocasını öldürmekten ceza alan bir kadın gibi unsurlar var ama polisiyeden başka her türe benziyordu... Dan Leno (1860-1904 Dan Leno sahne adıyla daha iyi bilinen George Wild Galvin, Viktorya döneminin sonlarında önde gelen bir İngiliz müzikhol komedyeni ve müzikal tiyatro oyuncusu ) ana karakterlerden biri, Karl Marx (1818-1883), George Gissing (1857-1903 İngiliz Romancı ) tali karakterler olarak romanda yer alıyor; Charles Babbage (1791-1871 İngiliz matematikçi, analitik filozof, makine mühendisi ve programlanabilir bilgisayar fikrini ortaya atan bilgisayar bilimcisi mucit ) ve icatlarından epeyce bahsediyor, Londra, Yahudilik ve Golem hikayeleri ile o dönemdeki tiyatro/gösteri dünyası, bir çok yazar ve eserleri uzun uzun anlatılıyor...   Yine bekle...

ROY JACOBSEN - Sınırlar

Resim
Roy Jacobsen çok sevdiğim bir yazar dilimizde yayımlanan tüm kitaplarını okudum, bu sonuncusu... aradan da epey süre geçmişti, R. Jacobsen'i de D. Canefe'yi de ne kadar özlemişim, süper diyerek okumaya başladım, 120 sayfa kadar böyle devam etti... sonrasında hikaye Stalingrad Kuşatmasına geldi dayandı bu sefer Alman tarafı anlatılıyor (hep Ruslar anlatılır ya)... üstelik ne kadar detaylı, hani askerler anlatsa ancak o kadar olur... gerçi haksızlık olmasın çok başarılı bir anlatımdı o kaotik durumu, çıkmazı mükemmel hissettiriyordu ama ben bunu okumak istiyor muydum? veya hoşuma gitti mi? iki sorunun cevabı da hayır... dolayısıyla okuma hızım düştü ve çok zor bitirdim, sonunda sevmediğim bir R. Jacobsen kitabım oldu... Her ne kadar bana uymadıysa da hem yazarın hem de romanın başarılı olduğunu düşünüyorum... yazara bu kitapla başlamayın ama bir II. Dünya Savaşı hikayesi okumak isterseniz deneyin derim... Roy Jacobsen'i çok yakın zamanda kaybettik, Ruhu Şad Olsun... Ya...

MANUEL BENGUIGUI - Alman Koleksiyoncu

Resim
Bu romanı çıktığı yıl okumak istemiştim olmadı, çok iyiymiş keşke geç kalmasaymışım... yazarın ilk romanıymış, anlatımı çok özgündü, çok beğendim... Nazilerin sanat eserlerine el koyması çokça anlatılmıştır ama bunu diğer insanlardan farklı  biri  (nörotipik olmayan da denilebilir) üzerinden anlatmak mükemmel bir fikirmiş... Ludwing'in ilginçliğini çok iyi ortaya koymuştu gözümde olduğu gibi canlandı, onunla beraber galerileri dolaşıp, tüm tablolara baktım gibi oldu... umarım yazarın diğer kitaplarını da yayımlarlar, kaçırmayın okuyun derim... Yazar: Manuel Benguigui Çevirmen : Aysel Bora Özgün Adı: Un collectionneur allemand Sayfa Sayısı : 112 Basım Yılı : 2020 Yayınevi : YKY “Ludwig çok küçük yaştan beri kendini sanata kaptırmıştı. Eserlerle, eserler için yaşıyordu, başka bir şey için değil. Onlara bakmak, sadece bakmak bile onun temel besin kaynağı idi. En başta da tablolar, tuvaller ve panolar. Ludwig dünyayı ve sakinlerini hiç umursamıyordu. O sadece sanatı seviy...

IAN McEWAN - Dersler

Resim
Ian McEwan'dan 6. kitabım, bundan önce okuduğum Fındık Kabuğu 'nu hiç sevmeyince yazarı noktaladım diye düşünmüştüm ama Dersler'i görünce ilginç geldi ve buradayız... Şimdi; Bu roman Fındık Kabuğu kadar beni rahatsız etmediyse de yazara nokta koymak konusunda haklıymışım, belli bir doygunluğa ulaşmışım asla okuduğum ilk üç kitabının zevkine yaklaşamıyorum o yüzden bu kitap hakikaten son olacak... Hikaye 1959'dan başlıyor 2021'e kadar geliyor, kurgunun yanı sıra dünya ve ülke siyasetine, ekonomik olaylara, krizlere, klasik ve caz müziğine, tenise, pandemiye vs. bir çok konuya değinilmiş bunlar kurgunun arasına serpiştirilmiş bir şekilde veriliyor ama kötü birer yama gibi sırıtıyorlar, çok uzun anlatılmışlar, Thatcher Thatcher daral geldi resmen... Gereksiz uzun bir kitaptı, yazar tüm hayatı boyunca olan olayları kaçırmayayım yazayım moduna girmiş (okul yılları gibi otobiyografik öğelerde var), sadece Roland değil tali karakterle...

MISHA DEFONSECA - Kurtlarla Yaşam

Resim
Bu kitabı gerçek hayat hikayesi diye okumaya başladım, bir süre sonra filmini izlediğimi hatırladım ve aşağıdaki özgeçmişten de görüleceği üzere yazarın bir süre gerçek hayat hikayesi olduğunu iddia ettiğini sonra da bunun kurgu olduğunu kabul ettiğini gördüm...  Her ne kadar güzel kurgulanmış bir hikaye olsa da insan aldatılmışlık duygusundan kurtulamıyor ve bu kitabın sonuna kadar beni rahatsız etti... Son bölümde hem yayımcısı hem de yazarın kendisi bir özür yazısı yazmışlar en azından... Yedi yaşındaki bir çocuğun Belçika'dan Rusya sınırına kadar yürüyerek gitmesi, bir süre kurt sürüsü ile birlikte yaşaması, açlık, soğuk ve savaş koşullarına dayanması ve bir de geri Belçika'ya dönmesi nasıl insanlara gerçek gibi görünmüş ve bunu yayımlamışlar pek anlamadım ama yazarın yaşadığı hayattan kaçmak için hayal gücünü bu şekilde kullanmasını çok başarılı buldum... sürükleyici bir hikayeydi ilgi alanınıza giriyorsa deneyebilirsiniz... Yazar: Misha Defonseca Çevirmen : Zehra G...

AMIN MAALOUF - Labirent Batı ve Hasımları

Resim
Empedokles'in Dostları romanından sonra Maalouf'tan bir daha okur muyum diye düşünüyordum ki bu denemesi yayımlandı ve buradayız... kitabın arka kapağı çok davetkar görünüyordu bakalım Maalouf ne demiş, ne gibi önermeleri var diye merakla başladım... 1850'li yıllardan başlayıp günümüze kadar geliyor, sırasıyla Japonya, Sovyetler Birliği, Çin ve A.B.D. için güzel/doyurucu/sıkmadan bir tarih özeti veriyor, iki dünya savaşından bahsediyor ve bugüne (kitabın sonuna) geliyoruz... Açıkçası ben bu denemeyi alırken sonuca çok odaklanmıştım ne diyecek? Dünyanın gidişatı ne yönde olacak gibi bir takım önermeler bekliyordum ki o yönü zayıf kalmış, tarih anlatısı bittikten sonra kitabın sonuna geliniyor ve genel cümlelerle bu labirentten çıkılabileceğine dair umudu olduğunu söylüyor... belki ben çok beklentiye girmiştim sonunu biraz zayıf buldum ama kitabı beğendim, merakla okudum, tarih konusunda A.B.D ve Sovyetler Birliği'ni biliyordum ama Japonya ve Çin hakkında bilgim zayıf...

DOROTHY BAKER - CASSANDRA DÜĞÜNDE

Resim
E peydir listemde olan bu kitaba nihayet sıra geldi, yazarı tanımıyordum ama bu roman çok iyiydi, bir solukta okudum ve çok beğendim... Konu; ilginç bir aile, birbirine çok düşkün ikizler ve hayatlarından bir kesit (bir düğün günü) ile başlıyor... ikizlerin babaları felsefeci, anneleri yazarmış (sıradışı bir kadınmış erken yaşta ölmüş), ebeveynleri ikizlerin tek başlarına bir birey olmalarını istedikleri için hiç bir örnek giydirmemişler, farklı ilgi alanlarına yönelmeleri için teşvik etmişler ve kızlar üniversite için ailenin yanından ayrılmışlar, büyük ikiz Cassandra edebiyat alanında eğitim görüyor, küçüğü Judith müziği kariyer olarak seçmiş... aileleri onları farklı olmaları için yönlendirmelerine karşın birbirlerine çok düşkünler, özellikle Cassandra'da bu durum saplantı halinde... sadece ima edilerek anlatılıyor (kitap 1962'de yazılmış) ama Cassandra eşcinsel sanki ve ikiziyle de ömür boyu birlikte olmayı planlıyor gibi... Judith'in müzik eğitimi için ikizinden ayrı...

RALF ROTHMANN - Süt ve Kömür

Resim
Geçen sene yazarın Baharda Ölmek ve O Yazın Tanrısı romanlarını okudum ve sevdim, bu iki kitabın devamı gibi olan Süt ve Kömür'e geldi sıra... romanlar üçleme gibi (karakterler ortak) ama mutlaka hepsini okumanız gerekmiyor tek tek de okunabiliyor, bunu da not etmiş olayım... İlk iki roman II. Dünya Savaşı sırasında, bu ise 1960'ların sonlarında bir kömür havzasında geçiyor... aşağıda da göreceğiniz üzere yılların (savaşın) yükü üzerlerine binmiş bir ailenin dramı anlatılıyor... anne babanın ilişkileri çok yıpranmış, çocukların her biri kendi aleminde tepkiler veriyor, ergenlik sorunları hikaye içinde epeyce yer kaplıyor... Yazarı çok başarılı buluyorum o kesin, ilk iki romanı da severek okumuştum ama bunda öyle olmadı maalesef... hikayenin aşırı mutsuz durumu beni çok zorladı, ergenlik sorunları hiç ilgimi çekmedi o kısımlarda sıkıldım, Simon'un geçmişi hatırlamasıyla ilerlediği için öykü öykü gidiyor, daldan dala atlıyordu o da bana uymadı ve bu kısa kitap çoook u...

RALF ROTHMANN - O Yazın Tanrısı

Resim
  Ralf Rothmann'la Nisan ayında okuduğum Baharda Ölmek romanıyla tanıştım ve hem yazarı hem de ailesinden izler taşıyan hikayesini çok sevince devamı O Yazın Tanrısı ile buradayım... İlk kitapta 17-18 yaşındaki süt sağıcı çocukların (Walter'ın) savaş neredeyse bitmişken istemeye istemeye askere alınmaları ve savaşın vahşetiyle büyümelerini anlatıyordu... bu romanın epigrafı ' ''korukları babalar yedi ama dişleri kamaşan oğullar oldu'' her şeyi anlatıyor zaten... O Yazın Tanrısı ise; '' Bu dünyayı seyrettim ve kutsadım hemen: Karşılaştım çünkü dünyanın tüm korkusuyla tek bir günde. Günleri sayarsanız eğer, genç ölmüş sayılırım. Ama çok yaşlı, bilebilirseniz kapıldığım korkuyu.''   dizeleriyle başlıyor ve bu kez cephe gerisindekileri, çiftlikte yaşayan aile (özellikle küçük kız Luisa) üzerinden anlatıyor... Luisa 12 yaşında, süt üretilen bu çiftlikte annesi ve ablası ile yaşıyor, babası da yakın bir şehirde Nazilerle çalışıyor ve arada ...